Feeds:
Posts
Comments

Archive for the ‘Kutup Yıldızı’m…’ Category

Adını belki duymuş olabileceğiniz bir genç, ünlü müzisyen olma rüyasını daha fazla ertelemek istemediğine karar vererek okuldan belge almıştı. Ama rüyası o kadar da çabuk gerçekleşmedi. Yirmi iki yaşına geldiğinde, yanlış bir karar verdiğinden korkmaya başlamıştı. Belki de onun müziğini hiçbir zaman, hiç kimse sevmeyecekti. Barlarda piyano çalıyordu, cebinde meteliği yoktu. Evsiz de kaldığı için geceleri çamaşırhanelerde sabahlıyordu.

Büsbütün parçalanmasını önleyen tek şey, romantik ilişkisiydi. Ama o sırada, sevgilisi de onu bırakmaya karar verdi. Kızın gidişi, onu uçuruma iten son etken oldu. Bir daha onun kadar güzel bir kadın bulamayacağına odaklandı. Bu durum ona bir yek şey ifade ediyordu; hayatı artık bitmişti. İntihar etmeye karar verdi. Bereket versin bunu yapmadan önce elindeki opsiyonları yeniden bir düşündü, akıl hastanesine yatmayı seçti. Orada geçirdiği zaman içinde, esas sorunların en olduğu konusunda bazı referanslar edindi. Sonradan sık sık, “Ahh, bir daha asla o kadar aşağıya kaymayacağım,” derdi. Bugün ise, “Attığım en iyi adımlardan biriydi, çünkü ne olursa olsun, ben artık hiçbir şey için kendime acıma yolunu seçmem,” diyor. “Bana olabilecek hiçbir şey, başka insanlarda gördüğüm bazı sorunların çapına ulaşamaz.”

Adanmışlığını diriltip uzun vadeli rüyasını yeniden kovalamaya başladı ve sonunda istediğine ulaştı. Adını mı bilmek istiyorsunu? Billy Joel.

Milyonlarca hayranı tarafından tapılan, süper model Christie Brinkley ile evlenen bu adamın, bir zamanlar müziğinin kalitesinden kuşku duyduğuna, giden sevgilisi kadar güzel bir kız bulamayacağına kaygılandığına inanabiliyor musunuz?

Unutulmaması gereken nokta, kısa dönemde imkansız görünen şeyin, uzun dönemde fenomen sayılacak bir başarıya ve mutluluğa dönüşebilmesidir.

PS: Tanrı’nın birşeyi ertlemesi, reddetmesi demek değildir.

Eveeeettt… Günün kutup yıldızı hikayemizin sonunda kahramanımız Billy Joel’den bir parçayla yazımızı sonlandıralım…Billy Joel ve The River of Dreams…

hadi bir tane daha…=)) Piano Man…

Advertisements

Read Full Post »

Papatya Falı…

“Kendi kutup yıldızını bul” adlı kitap roman gibi okunmuyor. Baş ucu kitabı tarzında… Rastgele bir sayfasını açıyorsun ve sihirli kelimelerden oluşan parçalar karşına çıkıveriyor. Sihirli kelimelerden oluşan yazılardan almanız gerekeni siz seçip alıyor olacaksınız. Sizin yerinize sayfaları ben açıyor olacağım… Hadi bakalım rastgele 😉

Günlerden bir gün, evrenin bir noktasında, küçük bir tırtıl gözlerini yaşama açtı. Doğal içgüdüleriyle hemen beslenmeye başladı. Ne bulursa yedi. Bir süre sonrai yeterince büyüdüğünde, kendine güvenli bir yer bulup koza örmeye başladı. Bu kozanın içinde geçirdiği uzunca bir sürenin sonunda da, rengarenk kanatlı bir kelebek olup çıktı.

Minik kelebek, uçabiliyor olamnın da verdiği mutlulukla uçmaya başladı. Dağlar tepeler aştı, ormanın her yerini dolaştı. Derken rengârenk çiçeklerin bulunduğu bir vadiye geldi. Çevresine şaşkın şaşkın bakarken, vadinin öbür ucunda bir papatya gördü. İçinden “Ne muhteşem bir çiçek,” diye geçirdi. Zaman kaybetmeden yüzlerce renkli, hoş kokulu çiçeğin üzerinden geçip doğruca onun yanında aldı soluğu.

“Merhaba,” dedi papatyaya, “Sizi uzaktan gördüm ve yanınıza gelmek istedim.”

Nazlı papatya şöyle bir baktı konuğuna ve “Merhaba,” dedi, “Bende yalnızlıktan sıkılmıştım zaten.”

Kelebek ona yaşam öyküsünü, nerede dünyaya geldiğini, geçtiği oranı, tepeleri anlattı. Papatyada ona kendinden söz etti.

Gece olunca birlikte yıldızları ve ateşböceklerinin danslarını seyrettiler.  Gündüz olunca kelebek, kanatlarıyla papatyayı güneşin yakıcı ışınlarından korudu.

Minik kelebek papatyayı çok sevdi. O kadar çok sevdi ki, bir türlü onun yanından ayrılamadı. Papatyanında onu sevip sevmediğini merak ediyordu. Ama cesaret edip de bunu papatyaya söyleyemedi bir türlü. Onu kırmaktan, incitmekten, bu yüzden kaybetmekten korktu. Papatya da kelebeği çok sevdi ama o da sevgisini bir türlü söyleyemedi. Duygularının karşılığının olmayacağından, bu yüzden kelebeği kaybedeceğinden korktu.

Böylece saatler saatleri kovaladı. Günler geçip de kelebek artık zamanı kalmadığını, gücünün tükendiğini anlayınca, papatyaya döndü ve “Üzgünüm, ama senden ayrılmam gerekecek,” dedi. Papatya buna bir anlam veremedi ve “Neden?” diye sordu. “Yoksa benim yanımda mutsuz musun?”

“Hayır,” dedi kelebek. “Sen benim yaşamıma anlam kattın. Fakat biz kelebeklerin ömrü yalnızca üç gündür ve ben de ömrümü tamamladım. Artıkkelebeklerin ölmediği bir yere gitmeliyim.”

Papatya bu duruma çok üzüldü ama yapacak birşey yoktu. Kelebek artık  hiç gücünün kalmadığını, daha fazla tutunamayacağını fark ettiğinde, son bir çabayla papatyaya “Seni seviyorum,” diyebildi ancak. Papatya donakaldı. Yalnızca “Ben de…” diyebildi kelebeğin arkasından. Ardından da gözyaşlarına boğuldu. İçinden “Keşke onu sevdiğimi söyleyebilseydim,” diye geçirdi. Papatya, sevdiğinin onu sevdiğini bilmeden geçirdiği günlerin acısına dayanamadı. Bir süre sonra yaprakları önce soldu, sonra da dökülmeye başladı. Her düşen yaprakta papatya, içinden “Seviyormuş” diye geçirdi.

İşte o günden buyana, bunu bilen âşıklar, sevgililerine soramadıklarını hep papatyalara sordu.
“Seviyor mu, sevmiyor mu?” diye…

Günün yazısından sonra bir daha ki yazılar da görüşmek üzere diyorum…  Hep tek sayılı yaprakları olan papatyalara denk gelmeniz dileğiyle… =)

Read Full Post »